dük

 

  1. Hikayeyi dinle


  2. yüzyılın puslu Londra’sında, Blackwood Dükü Alistair Thorne, otoritesiyle şehre korku salan, kalbi ise en az unvanı kadar buz tutmuş bir adamdı. Toplumun katı kuralları içinde kusursuz bir disiplinle yaşayan Alistair, düzenin her şey olduğuna inanırdı. Ancak bu düzen, Leydi Elara Vance’in şehre adım atmasıyla kökünden sarsıldı. Elara, babasının bitmek bilmeyen kumar borçları yüzünden Londra’nın evlilik piyasasına adeta bir kurban gibi sunulmuştu; fakat o, balolarda süzülen diğer genç hanımlar gibi değildi. Korse takmayı reddeden, siyaset tartışan ve geceleri gizlice astronomiyle uğraşan bu asi mizaçlı kadın, Alistair’in hayatına bir fırtına gibi girdi. Bir gece Dük’ün özel kütüphanesine, nadir bir haritayı incelemek için gizlice girdiğinde yakalanması, ikisi arasındaki kaçınılmaz çatışmanın ve bastırılamaz çekimin fitilini ateşledi. Alistair, bu kadının küstahlığına öfkelense de, onun gözlerinde daha önce kimsede görmediği o özgür ateşe teslim olmaktan kendini alamadı.

Aralarındaki bu gizli çekim derinleşirken, Elara’nın babasının borçlu olduğu karanlık figürler harekete geçti. Acımasız bir alacaklı olan Lord Sterling, borcun tek ödeme yolu olarak Elara’yı kendisiyle evlenmeye zorladı. Elara bu boyunduruğu reddettiğinde ise Sterling tarafından kaçırılarak şehrin dışında terk edilmiş, eski bir malikaneye hapsedildi. Haberi alan Alistair, soğukkanlılığını tamamen yitirerek yıllardır kınından çıkarmadığı kılıcına sarıldı. Elara’yı kurtarmak için malikaneye girdiği o fırtınalı gecede, hem Sterling’in adamlarıyla çarpıştı hem de kendi içindeki korkularla yüzleşti. Elara’yı o karanlık odadan çıkardığında, ikisi de sırılsıklam bir halde ormanın derinliklerindeki küçük, ahşap bir avcı kulübesine sığınmak zorunda kaldılar.

Dışarıda fırtına ağaçları bükerken, içeride şömineden yayılan sıcaklık aralarındaki son duvarları da yıktı. Alistair, Elara’nın titreyen bedenini kurulamaya çalışırken elleri duraksadı; kadının asi duruşu yerini savunmasız ama davetkar bir tutkuya bırakmıştı. Alistair’in parmakları Elara’nın yüzünde dolaşırken, Elara onun sert göğsüne yaslanarak Dük’ün mesafeli duruşunun altındaki o yakıcı arzuyu hissetti. Dudakları büyük bir açlıkla birleştiğinde, yıllardır bastırılan tüm duygular bir patlama gibi ortaya çıktı. Alistair, Elara’nın narin tenindeki kıyafetleri bir bir çözerken, her dokunuşuyla ona olan bağlılığını mühürledi. Tenlerinin birbirine değdiği o anlarda, ne unvanların ne de toplumsal baskıların bir önemi kalmıştı. Karanlık kulübede yankılanan nefesleri, acıyla ve tehlikeyle yoğrulmuş bu aşkın en yalın haliydi. O gece, sadece bedenleri değil, kaderleri de geri dönülemez bir şekilde birbirine karıştı.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Londra’ya döndüklerinde Alistair, Sterling’i ve Elara’nın babasını dize getirecek gücü kullandı. Sterling, Dük’ün gazabından kaçmak için ülkeyi terk ederken, Elara’nın üzerindeki tüm borç yükü de Alistair tarafından temizlendi. Alistair, Elara’yı kendisine mecbur bırakmak yerine ona tam bir özgürlük sundu; ancak Elara, bu adamın içindeki o gizli şefkati ve dürüstlüğü sevmişti. Sonunda büyük bir düğünle birleştiler ama Elara asla uysal bir eş olmadı. Blackwood Malikanesi’nde Elara fırçalarıyla dünyayı resmederken, Alistair onun en büyük destekçisi ve hayranı oldu. Zorlu badirelerin ardından, biri buzdan diğeri ateşten olan bu iki ruh, birbirlerinde huzuru bularak ömür boyu sürecek tutkulu bir mutluluğa imza attılar.

Post a Comment

Daha yeni Daha eski